12° Parçalı bulutlu
  • EURO
  • DOLAR

O Çaresizliği Biz Öğrenemedik.

İkinci büyük müjde verilirken İstanbul’daydım. (İlki Ayasofya’nın açılışı) Bir aile ziyaretinde. Gözler kulaklar ekranda Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın müjdesine kilitlenmiştik. İçimiz kıpır kıpır… İzliyor, yorumluyor, kritikler yapıyoruz… Korona’nın o yorucu ve yıpratıcı psikolojisi, sonrasında gayri ihtiyari oluşan ekonomik kaygılar, altın ve dövizin yükselmesi ve bunun getirisi olan ümit kırıklığı dağılmış, yepyeni pırıl pırıl yeni […]
Dünya - 30 Ağustos 2020 17:12 A A

İkinci büyük müjde verilirken İstanbul’daydım.

(İlki Ayasofya’nın açılışı)

Bir aile ziyaretinde. Gözler kulaklar ekranda Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın müjdesine kilitlenmiştik.

İçimiz kıpır kıpır…

İzliyor, yorumluyor, kritikler yapıyoruz…

Korona’nın o yorucu ve yıpratıcı psikolojisi, sonrasında gayri ihtiyari oluşan ekonomik kaygılar, altın ve dövizin yükselmesi ve bunun getirisi olan ümit kırıklığı dağılmış, yepyeni pırıl pırıl yeni ufuklara yelken açmıştık…

Yine aynı gün saatler sonra, Eminönü meydanındayım; ayaküstü durmuş üç kişi aynı konudan, günün müjdesinden bahsediyor.

“Abi bu anlaşmalar vardı ya! Hani vaktinde yapılmış… Onlar bizim elimizi kolumuzu bağlıyordu. Tamam artık bitti, kimse tutamaz bizi…”

Biraz yürüdüm, ileride ki mısırcı müşterisiyle aynı konuyu konuşuyor.

Üsküdar için Metroray durağına geldiğimde, farklı kişilerden ve farklı ses tonlarından kulağıma gelen konuşmalar yine aynı minvalde devam ediyordu.

Çoşku ve ümitle herkes heyecanını paylaşıyordu birbiri ile…

Üsküdar’a ulaştım;

Metroray durağından çıktım, bankta oturan üç kişi hararetle:

“Bu kadarla kalınmaz ben söyleyeyim, devamı gelir bunun. Bu başlangıçtı, zincirler kırıldı şükür, çalışmalar devam ediyor…”

Diğeri:

“Hadi inşallah, gördük ya bu günleri…”

Aziz Mahmud Hüdai hazretlerini ziyaret, yemek faslı sonrası sahilde yürüyüş ve eşsiz Kız Kulesi manzarasıyla birlikte çayın yeri başka oluyor.

Çayımı yudumlarken fonda aynı çoşkulu ses tonu ile aynı konuların konuşulduğunu duyuyorum.

“Bizim yılda kullandığımız doğalgaz metreküpü 50 milyar civarı,  bugün müjdesi verilen 320  milyar metreküp , kullandığımızın fazlası da ihracat düşünsene. Artık doğalgaz ithal etmeyeceğiz.”

Muhatabı:

“İhracat olmasa bile doğalgaz için dışarı ödeme yapmayacak olmamız bile büyük zenginlik.”

Araştırmalar hemen yapılmış, rakamlarla konuşuluyor…

Hava kararmış, sahilde polis, zabıta ve esnafın da olduğu büyükçe bir halka oluşturulmuş yemek yiyen topluluğa denk geldim. O esnada araç bekliyorum. Yüksek sesle ve daha derinlemesine günün müjdesi irdeleniyor, adeta kutlaması yapılıyordu. Ses tonlarındaki gurur, çoşku net bir şekilde kendini ele veriyordu…

Sayamayacağım kadar aynı konuyla ilgili konuşmalar geliyordu kulağıma. Mekan değişiyor, kişiler değişiyor fakat ses tonunda o coşku, ümit dolu konuşmalar, gözlerdeki pırıltı değişmiyordu.

Herkes kendi bilgisi, hayat tecrübesi, irfanı dahilinde yorumunu yapıyor, coşkusunu çevresiyle paylaşıyordu…

Herkesin emin olduğu bir durum var ki Türkiye artık o basık, içine kapanık, ümitsiz, enerji bulsak da kullandırmazlar/yaptırmazlar/ettirmezler diyen Türkiye değil. Bambaşka bir Türkiye var artık!..

Zincirlerini kırmış, kimseden icazet alma gereği duymayan, güçlü, cesaretli ve canlı bir Türkiye var!

Nasıl da ihtiyacımız varmış böyle bir müjdeye.

O güçlü olduğu söylenen; Avrupa ülkelerinin, ABD nin, Japonya’nın ve benzeri diğer ülkelerden hiçbir eksiğimizin olmadığı zaten bilinen bir durum. İnsanımızın da fazlası var eksiği yok.

Kaldı ki Pandami sürecinde Avrupa Ülkeleri ve ABD’ nin olmayan gücünü de gördük!..

Birbirleriyle maske ve tıbbi teçhizat savaşları, kısıtlı sağlık imkânları, yaşlılarını imkânsızlıktan dolayı ölüme terk etmeleri. Bizim ülke olarak, o bir numara olan güçlü ülke(!) ABD ye maske yardımı yapmamız, durumu gözler önüne sermedi mi!?

Tek eksiğimiz; güçlü bir irade ile gün yüzüne çıkacak cesaretimizdi.

Dik duruş, milli cesaret, ayağımıza bağlanan görünmez prangaların tek tek kaldırılması…

Türkiye ve Türk insanı o fil hikayesinde olduğu gibi zihninde görünmez zincirlere/esarete mahkum olmadığını gördü.

Dahası Dünya gördü…

&&&

Filleri yetiştirmek için, onları küçükken kalın bir zincirle bir kazığa bağlarlar. Tabii ki yavru filin bu zinciri koparabilmesi ya da kazığı sökebilmesi imkansızdır.

 Küçük fil bir süre bu esaretten kurtulabilmek için tüm gücüyle çabalar ama sonuç değişmez, özgürlüğüne kavuşamaz ve kabullenir…

Yıllar geçer, fil kocaman olur, güçlenir…

 Bağlı olduğu kazığın ve zincirlerin onlarca katı güce sahiptir artık. Ancak fil bunu asla denemez. Çünkü özgür olamayacağına inanmıştır bir kez…

Artık kırılamayan şey zincir değil, filin inancıdır. Bu duruma “Öğrenilmiş Çaresizlik” deniliyor!

&&&

Yıllarca Türkiye ve Türk insanına uygulanan bu psikoloji idi.

Ama tutmadı, sağlam bir irade ile zihnimizde oluşturulmaya çalışılan o zincilerden kurtulduk.

Böyle bir iradeye, müjdeye, kendimizi yeniden keşfetmeye ihtiyacımız vardı.

Siz bakmayın, her olanı eleştirenlere, (olmaz, yapılamaz,  yapamayız, yaptırmazlar ki, yapamazlar vs…) diyenlere, onlar hala zihinlerindeki zincirin esiri olmaya devam ediyorlar…

gulerdemirhan@hotmail.com

#GülerDemirhan

Bu haber 1159 kez okundu.
Dünya - 17:12 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.
rokettube antalya escort anadolu yakası escort ataşehir escort ümraniye escort sex hikayesi kadıköy escort anadolu yakası escort anadolu yakası escort göztepe escort bostancı escort kadıköy escort